Alışveriş portallarındaki üçkağıt; Modacruz, Bebecruz, Sahibinden.com

Hiç dikkatinizi çekti mi? Alışveriş sitelerinde yayınladığınız ürünlere uzun süre hiç müşteri çıkmaz iken ne zaman süresinin bitmesine az kala biri gelir ve ilgileniyor gibi sorular sorar. Üstelik bu muhabbet bir yere varmaz.

Bunu defalarca yaşadım! Hatta aynı isimde bir kullanıcı bunu aynı zamanlama ile tekrar tekrar yaptı.

Böylece siz tam ürün satılmıyor derken sizi gaza getirip tekrar listelemeye ve ücret ödemeye teşvik ediyor.

Oysa burda dönen üç kağıt belli; sizi ilan ücreti vermeye ve ilgilenen varmış gibi oyalamaya çalışmak.

Velhasıl herkes yolunu bulmuş.

Organik Pazarlarda satılan ürünler gerçekten organik mi?

Bir çok organik pazarda organik ürün adı altında sebze ve meyve satılmakta peki gerçekten sizce organik mi?

Organik sertifikası olmayan hiç bir üreticinin ürünü organik değildir bunu unutmayın.

Peki organik kavramını kenara bıraktık, acaba ürünler en azından ilaçsız ve hormonsuz mu ? İnanın bunu bilmek zor ama size enteresan bir şey anlatacağım.

Kadıköy Sebze ve Meyve Halinde özellikle sebze ve meyvelerin eciş bücüş olanları yani yamuk yumuk olanlarını toplayan insanlar var bunu bizzat halde çalışanlardan dinledim. Ve bu ürünleri toplayıp pazarda organikmiş diye satıyorlarmış neden mi? Çünkü siz o yamuk yumuk yada bereli olanları ilaçsız yetiştiğine inanıyorsunuz diye. Bu nedenle tabiki yamuk olanlar organik adı altında daha pahalıya kar ediyorlar.

Artık bu organik kavramını bile kötü niyetle ne hale getirildiğini siz düşünün..

PTT Yurtdışı paket dağıtımı kaybolan paketler

Bu memlekette ne doğru, ne sistematik, ne prosedürel yapılıyor merak ediyorum !?

 

Hepiniz internetten bir şey satın almış ve kapınıza kadar sorunsuz gelmesini bekler ama ummadığınız zamanlarda aksiliklerle uğraşmışlığınız olmuştur. Yakın zamanda insanların işini doğru düzgün yapmamasından elime ulaşması gereken paketlerin gelmediği ve daha sinir bozucu olanın ise sorunun nerede kim kaynaklı olduğunu tespit edemiyor oluşum.

 

Çin’den bir düzine paket söylüyorum bu paketler binlerce kilometre öteden elin ecnebisi tarafından kusursuzca taşınıp memleketime giriyor. Sonra PTT postacısı tarafından çalışmış olduğum iş yeri güvenliğine teslim ediliyor.

 

Sanki herşey kusursuz gibi duruyor..

 

Sonra paket bana teslim edilmeyince nerede diye soruyorsunuz. Kimse bilmiyor. PTT postacısı bak güvenlik elamanın adı buda imzası diyor. Güvenliğe soruyorsun yok o benim imzam değil diyor. Kameraya bak diyorsun yok 12 gün öncesine dönemiyoruz diyorlar.

 

Ya bu memlekette BİR SORUN olduğunda HAKKINI arayabilir misin sence ?!

 

Herşey ALLAH’a emanet ama herkes NAMUSSUZ sözde dindar HAK bilmez ahlaksızlar !

İşgüzar İstanbul Yunan Konsolosu

Türk milleti olarak resmen rezil oluyoruz Avrupa vizesi alacağız diye ! Ha belki diyeceksiniz ki alma o zaman. Evet almayalım bende öyle istiyorum ama sorun şu ki kendi memleketimizde Turizimciler bizi sikerken, en azından daha ucuza yurt dışında tatil yapabiliyoruz yoksa elalemin memleketine meraklı değiliz.

Yunan Vizesi

Bir kaç senedir Tasos’a tatile gidiyoruz ve bu amaçla Yunanistan’dan vize başvurusu yapıyoruz. Yunanistan vizesi için İstanbul’da aracı kurum olan Kosmos Vize Merkezi üzerinden başvurumuzu yapıyoruz. Her sene biraz daha uzun verirler mi beklentisi ile bir ton gereksiz evrak, fotokopi ve gereksiz kağıt yığını ile zar zor randevu alıyor ve başvurumuzu yapıyoruz. Yunanistan genelde çok cömert davranmıyor vize sürelerinde, bu anlamda Fransa hepsinden cömert diye biliyorum.

Kosmos Vize Merkezi ve İşgüzar Konsolos Evangelos C.Sekeris

Son başvurumuzda 2 yetişkin 2 çocuk ve bir sırt çantası dolu evrak ile yine randevumuzu alıp Kosmos’un yolunu tuttuk. Herşey iyi giderken bu seferde gerçekten bu gereksiz yazıyı yazmama neden olan beni acayip sinirlendiren bir durum yaşadık. Eşimin pasaportundaki bir leke yüzünden başvuruya eşimin pasaportunu kabul etmediler.

Lekeli Pasaport

Evet yanlış okumadınız, tam 6 sene önce ön sayfasında oluşan leke yüzünden şimdi birden bize bu halde başvuru yapamazsınız deniyor. Daha saçma olanı ise şu, pasaport üzerinde 5 adet vize var. Yani bugüne kadar pasaportta leke var diye 3 ülke itiraz etmemiş, üstelik Yunanistan Konsolosluğu son vizeyi bile kendisi bu hali ile vermişken bugün Konsolos Danai Vasilaki veya Georgios Gaitanis ters tarafından kalkmış ve Elenis hanım efendi aracığılı ile başvurunuzu kabul edemem diyor !

Vize Alıcaz Diye Maymun Olan Türk Halkı

Ya arkadaş vize alıcaz diye kapınızda maymun olduk ya ! Sen 2016’da lekeli pasaporta vize verirken sorun yoktu bugün mü aklınız başınıza geldi ? Ben sabahın köründe 2 çocukla başvuruya geliyorum, gecenin 1’ine kadar gereksiz bir sürü sikindirik evrakın fotokopisini alıyorum, yok iş yerinden belgeler, yok patronların imzaları, yok iş yerinden izin al randevuya git bilmem ne. Sonra siz lekeli pasaport’u alamayız bugün canımız öyle istedi diyorsunuz öyle mi ?

Diğer Ülkeler Salak mı?

Daha enteresan olan bu lekeli pasaporta daha yeni İngiltere Vize verdi, daha önceden Fransa vize verdi. Siz ne tesadüftür ki bir bahane bulup geri gönderiyorsunuz ?

Kahrolsun Siyasiler

Bütün bunlar ucuz siyasi sürtüşmeler sonucunda izlediğiniz, ucuz tavırlar olabilir mi acaba çok merak ediyorum.

Yunanistan Konsolosu

Yunanistan konsolosluğunda çalışan Eleni hanım ! size ulaştım ve telefonda bana “Size yardımcı olmaya çalışıyorum” dediniz ancak bunun elle tutulur hiç bir yanı yok ! 21. Yüzyılda hala mürekkep meselesi yüzünden bir şeyler aksıyorsa bukadar teknoloji gerçekten anlamsız demektir. Yok çipli pasaportlar, bilgisayar veritabanları, kayıt sistemleri vs. derken mürekkep akmış okuyamıyoruz diyorsunuz, hayret içindeyim gerçekten. Bu mürekkep bilgisayar sistemine kadar mı akmış çipine mi kaçmış pasaportun !?

Allah aşkına yada sizin anlayacağınız dilden, yüce İsa adına ! İnsanlara yardımcı olmak bu değildir ! Yardımcı olacaksanız pratik olmalısınız !

Sayın işgüzar İstanbul Konsolosu ve Elenis hanım efendiye çok teşekkür ederim çok yardımcı oldunuz !

Şimdi mevcut pasaportu değiştirmek için muhteşem Nüfus Müdürlüğü Sisteminin ayağa kalkmasını ve muhtemelen 2 ay sonraya bir randevu almayı bekleyeceğiz. Heralde bir dahaki yaza ne yazıkki tekrar kapınızı aşındırmak için randevu alırız.

Kahrolsun 3. dünya ülkesi gibi muamele görmek !

Doktorluk kutsal meslek laf edilmez mi? Hiç de değil !

Doktor olmak kolay değil.. Evet kolay değil prestijli meslek, akıllı ve çok çalışmayı emeği gerektiren bir meslek.

Ancak böyle olması doktor’ların bazı ayrıcalıklara sahip olmasını gerektirmez.

Özellikle kendi muayenehanesini açmış doktorların sadece kendi dilediği saatler ve günlerde çalışmasına anlam veremiyorum. Yani buna hakları yok diyemiyorum ama doktorluk ucunda İNSAN’ın olduğu bir meslek. Yani kendilerini insanlara göre ayarlamaları gerekir, insanları kendilerine göre ayarlamaları değil.

Örneğin bir hasta olarak siz klasik 9/18 mesai yapıyor ve sadece Cumartesi ve Pazar günleriniz boş ve muayene olmak istiyorsunuz. Ancak sizin zamanınıza uygun bir doktor bulmak hiç kolay değil. Dahası işinizden izin aldınız sabah 8-9’da doktora giderim diyorsunuz ama doktor bey yada hanım 11’de işe geliyor. Yani resmen bir doktora gitmek için yıllık izin alıyorsunuz.

Çalışma saatleri bir kenara, çalışma günleri de bazen enteresan. Hafta arası tatil yapabilirler ve hafta sonu hasta kabul edebilirler en azından bu çalışan insanlar içinde daha uygun olur ama durum böyle değil. Bırakın hafta sonu hasta kabul etmeyi üstüne bir kaç gün hafta arası dahi hasta kabul etmiyorlar.

Birde enteresan doktorlar var, meşhur olmuşlar ve kendisinden zarzor randevu alıyorsunuz bir daha randevu almak istediğinizde bırakın 1 ayı 2 ayda zor hatta alamadığınız oluyor. Yahu arkadaşım ben düzenli randevu alamayacaksam ne anladım bu tedaviden. Yani az buz para değil diğer doktorlara oranla X TL veriyorsunuz sonra haydi bitti bir daha doktorun yüzünü göremiyorsunuz. Böyle saçma süreç mi olur ? Madem bir yoğunluk var o zaman bu yoğunluğu eritmek için bir çözüm geliştirin örneğin yanınızda çalışan diğer uzman arkadaşlarınızla birlikte çalışın, tedavileri asıl doktorun kontrolünde diğer uzmanlar yürütsün vs. Yani canınız çıkana kadar çalışın demiyorum bir çözüm geliştirin diyorum.

Yani bu açıdan bakınca anlayamıyorum, ayda 15bin TL para kazanıp bu bana yeter diyip sonra 3 gün çalışıp öğleden sonra mesai yapan doktorlara hiç hak vermiyorum. Bu beyaz eşya satmaya benzemiyor, ne kadar hasta ile ilgilenirseniz o kadar anlamlı ve kutsal bir meslek.

O yüzden söylemek istediğim insan odaklı çalışan, çözümler geliştiren, daha fazla insana daha fazla fayda sağlamaya çalışan doktorlara lafım yok tabiki.

Zaten bu işin zor tarafı bu, eğer bu işi para için yapıyorsanız yapmayın bu mesleğe yakışmıyor çünkü bu. Para odaklı olmak sadece kendinize odaklı bir yaşamı kurgulamak bu mesleğin etiğinde olmamalı. Bu yüzden doktorluk özel bir meslek.

GreatPlaceToWork ödülünü almış bir firma ile iş görüşmem

Bir gün GreatPlaceToWork ödülünü almış iş verenlerin listesini inceledim ve bu firmalardan birine iş başvurusunda bulundum.

Neden GreatPlaceToWork ödülü alan bir firma?

Bu ödül daha doğrusu tam olarak ödül olduğu söylenemez sanırım bu hizmeti ve kültürü bünyesine dahil etmiş işverenler daha iyi bir işveren olmayı amaç edinmiş ve bu oluşumla belli kriterleri sağlamış iş yerleri olmayı hedefliyorlar. Aslında web sitesini incelediğinizde merkezinde GÜVEN olan ve ona dayalı bir kültürden bahsediyorlar. Bu anlamda bir çalışan olarak iyi bir firmada çalışmayı bunu bir ödülle belgelemiş bir işverenin firmasında görev almayı istedim.

GreatPlaceToWork farklı olan nedir?

İş görüşmesine çağrıldım ve her zamanki gibi tam zamanında firmanın girişinde içeri çağrılmayı bekliyorum. Bir miktar gecikme ile beni içeri aldılar bir süre de içeride bekledim. Ortam yeni dönemin popüler Google Office’lerini andıracak şekilde düzenlenmiş. Paradan kaçınılmamış, oyun alanları yok pinpon masası, bekleme grupları, kahve makineleri, renkli tasarımlar vs. . Yani vay be diyorsunuz güzel bir firmaya geldim heralde burada çalışan herkes mutlu ve bu iş yerini seviyor diyorsunuz.

İlk görüşme

İlk görüşmede teknik bir pozisyon için başvurduğum için takım lideri bir beyefendi ile görüşüyorum. Kendisi oldukça düzgün, kibar, mütevazı biri. Görüşme güzel geçiyor, oldukça ilgili anlayışlı biri. Aman diyorum ne tatlı insanlar var. Firma içinde yaptıklarını anlatıyor, yenilikçi işlerin teknolojilerin peşinde koşuyor gerçekten heyecan verici. Tamam diyorum bu iş olacak galiba.

İkinci görüşme ile gerçekler

İkinci görüşmeye çağrılıyorum sanırım herşey yolunda gidiyor. GreatPlaceToWork ödülü alan bir firmada sistematik bir şekilde ilerliyor herşey, kurumsal gibi duruyor yani en azından bir patron firması gibi değil. Yine bir süre bekliyorum benimle 3 kişi görüşecekmiş; CEO, IK Müdürü ve IT Müdürü. Uzun bir bekleyiş sonunda elinde tesbih sallayan ve derin bir of çeken bir adam giriyor içeri belliki bu müdür. Sonradan anlıyorumki kendisi tesbih sallamıyor yaka kartını sallıyormuş ve kendisi firmanın CEO’su yada daha doğru bir tabir ile sahibi. Sonra IK ve IT Müdürleride geliyor yerlerini alıyorlar.

GreatPlaceToWork ödülü alan firmanın CEO’su tüm hayallerimi yıkıyor

Eeee anlat bakalım diyor CEO bana necisin ne yaparsın falan gibilerinden. Tamam diyorum GreatPlaceToWork buraya kadar şimdi işin gerçek yüzünü görüyoruz. CEO öğrendiğim kadarıyla tüm son görüşmelere katılıyormuş sanırım “Malımı birde ben göreyim” şeklinde alacağı kişiyi ölçmek ve kendi dışındaki tüm diğer uzmanların görüş ve yekinliklerine güvenmediği için kendisi bizzat tartmak istiyormuş.

Ben kendimden bahsediyorum CEO’ya ve nedense konu dönüp dolaşıp 1 noktaya takılıyor. Eh diyorum açık verdik şimdi buna takıldılar. O da şu, CEO bana soruyor neden daha önceden çalıştığın X firmasının CEO’sundan referans vermedin ? Ben onu tanıyorum oysa diyor. Eh yani bukadar rastlantı olur 🙂 ve bende neden referans vermediğimi kibarca anlatmaya çalışıyorum ama tatmin olmuyor.

CEO bana 5 dakika nasihat veriyor, tamamiyle yanlış anladığı bir noktaya takılmış aile babası gibi bana anlattıkça anlatıyor sonra bana cevap verme fırsatı vermeden ayağa kalkıyor ve elimi sıkarken “Sen bir daha düşün istersen” deyip gidiyor 🙂

GreatPlaceToWork diyorduk ya ? Hani belli standartları sağlamış ve iyi bir iş veren olma yolunda ilerleyen firma falan falan derken bir patron firmasında buluyorum kendimi. Kendi ve Diğerleri olan bir patron firmasında.

Adam konuştukça yanındaki IT Müdürü ile IK Müdürü küçüldükçe küçülüyor adeta ilkokul çocukları gibi babasına kafa sallayan çocuklar gibi kalıyor..

Neyse CEO çıktıktan sonra serzenişimi IK ve IT Müdürlerine anlatıyorum onlarda sanırım bu duruma alışmışlar sesleri çıkmıyor. Sonra IK Müdürünün klasik sorularına maruz kalıyorum onları her zamanki tecrübelerimle cevaplıyorum sorun yok.

IT Müdürü ise kendisinden beklemediğim düşük ölçekte anlamsız teknik sorular soruyor yani sadece sormak için sormak gibi yada bu işlerden hiç anlamıyor gibi. Neyse o kısımda kısa geçiyor.

CEO’nun çalışan şikayeti

Görüşme esnasında CEO’nun neden “Malımı birde ben göreyim” dediğini vermiş olduğu bir örnek daha doğrusu bir şikayetten daha iyi anladım. Diyorki; Daha önceden bir eleman almıştık, kendisi takım ruhuna aykırı bireysel takılıyordu. Ve bir süre sonra kendi yaptığı çözümlerle bize iş çıkardı. Başka nedenle onu işten çıkardık. Şimdi ise arkasında bıraktığı pislikleri temizliyoruz, dedi.

İşte tam bu noktada adamı anladım yani neden kendisi alacağı kişiyi daha iyi ölçmek istiyor çünkü benzer bir durumla kaşılaşmak istemiyor.

Ama burada çok önemli bir detay var tabi bunu kendisine söyleyemedim, eğer bir kişiyi siz uçtan uca denetlemeden, takıma dahil etmek için çaba göstemeden, yapmış olduğu işi belli kriterlere sadık kalması için ona bir yol çizmeden bu kişiyi serbest bırakıp bu hale gelene kadar göz yumarsanız, sonuçlarına katlanırsınız. Bu noktaya gelene kadar; Çalışma Arkadaşları, Takım Lideri ve IT Müdürü ne yapıyormuş peki ? Önce kulağının çekilmesi gereken başkaları var bence bu sizin hatanız. Daha da ayıbı bir iş görüşmesinde alacağınız adaya eski çalışanınızı şikayet olarak anlatıyor olmanız !

GreatPlaceToWork ödülünü almışsınız ama adam olamamışsınız diyecektim ki 😛 demedim tabi..

Ve görüşmenin sonucu

Sonuç olarak GreatPlaceToWork bir firmada herşey dışarıdan şık ve güzel görünürken karşılaştığım bu patron firması ile hayeller suya düşüyor zaten CEO, pardon Mal Sahibinin bana son bakışlarından anladığım kadarıyla zaten bu iş olmaz diyorum. Ki sonradan öğrendiğim kadarıyla olmadı zaten 🙂

Sonuç olarak GreatPlaceToWork

Ortasında GÜVEN olan bir kültürü benimsemiş firmalarda GÜVEN sorunu yaşan bir CEO ile enteresan bir tecrübe yaşadım. Neyse tüm diğer firmalarda böyle değildir tabi ama benim ilk ve tek tecrüben bu şekilde gelişti.

Gittigidiyor Sıfır Risk Sistemi Yalandır !

Gittigidiyor’dan ürün satışı yapıyorsanız ve kötü niyetli yada aptal bir alıcıya denk geldiyseniz vay halinize !

Gittigidiyor Sıfır Risk Sistemi kısmen yalan

Gittigidiyor’un sıfır risk sistemi kısmen yalan çünkü bu sadece alıcı için sıfır risk demek. Eğer satıcı iseniz ürününüzü her şekilde iade edebiliyorlar.

Hatta sözleşme metnini okursanız aynen şunlar yazıyor, 14 gün içinde koşulsuz olarak sadece bazı ürünler hariç bunlar kişisel hijyen yada alıcıya göre kişiselleştirilmiş ürünler haricindeki tüm ürünleri iade edebilir.

Ürüne zarar vermiş olsa bile !

Öyleki sözleşme metninde şuda yazıyor eğer alıcı ürüne zarar vermiş olsa dahi ürünü iade edebilir. Sonrasında ürün iadesi gerçekleştirilir ve siz paranızı alamazsınız. Satıcı olarak ürünle ilgili yaşadığınız sorunu ancak mahkemede arayabiliyormuşsunuz.

Olacak iş değil bu ne anlama geliyor biliyor musunuz?

Eğer alıcı aptal yada kötü niyetli biri ise herşeyi yapabilir ve ürününüzü koruyan hiç bir güvence yok demek düşünün tüm bunlar yaşana bilir ve siz hak iddia edemezsiniz,

  • Diyelimki alıcı elektronik bir cihaz aldı sizden ve içindeki parçayı söküp kendi elindeki cihazı tamir etmek için kullandı ve sizin ürününüzü bu hali ile geri gönderip iade edebiliyor,
  • Diyelimki alıcı sizden bir ürün aldı kullandı işini gördü sonra size bu ürünü iade edebiliyor,
  • Diyelimki alıcı sizden ürün aldı çizdi, kırdı sonra da bunu iade edebiliyor,
  • Diyelimki alıcı sizden ürün aldı sizin ürününüzü kendi elindeki diğer ürün ile değiştirip size kendine ait olanı iade etti.

Bügün bu durumlarda hiç bir hak iddia edemiyorsunuz !

Gittigidiyorun sadece alıcıları koruyan bu dengesiz Sıfır Risk Sistemi tam anlamıyla adaletsizlik ! Satıcıların kötü niyetli yada aptal alıcılara karşı kendini koruyabileceği bir yapı yok ! Gittigidiyor’dan satış yaparken çok iyi düşünmek lazım ve alıcılarıda öyle seçmek lazım.

Örneğin,

Eğer bir alıcının satış/alış adedi çok görünüyor ama aldığı yorumlar bir okadar boş ise muhtemelen bu alıcı tüm o işlemleri iptal etmiş anlamına gelebilir. Yani bu tip bir alıcıya satış yapmamakta fayda var çünkü iade gücünü bilen alıcılar sürekli en ufak saçma nedenle ürünü iade etmektedir.

Bir Babanın Gözünden Normal Doğum Hikayesi

Dikkat, Burada anlatıcaklarım anne ve babalara çocuk sahibi olmadan önce başlarından neler geçebileceğine dair fikir sahibi olmalarına karşılık benim kendi tecrübelerimdir. Hiç bir şekilde kimse aynı şeyi yaşayacak diyemem bu bağlamda isteyenler anlattıklarımdan kendilerine bir fayda çıkarabilir yada dikkate almayabilirler !

Eşler En Büyük Yardımcı

Endişeli, sinirli ve hatta ne yapacağını bilmeyen bir erkek olarak çok şey öğrendim. Erkekler hamilelik süreci ile birlikte eşinizin en büyük yardımcısı oluyorsunuz. Ancak ilk defa bunu yaşayacak yani bu dönemi paylaşacak biri olarak oldukça tedirgindim.

Bu anlamda öncelikle kendimi rahatlatmak adına eşimle birlikte bir doğum öncesi hazırlık kursuna gittik. Söylemeliyimki bu kursa gitmeden önce heralde tek eşi ile birlikte gelen erkek olacağımı düşünüyordum, hiçte öyle değilmiş. Zaten şunu belirtmeliyimki kesinlikle eşinizi bu tip durumlarda yalnız bırakmayınız. Çünkü kursta anlatılan bir ton şey doğrudan sizinle ilgili.

Doğum Öncesi Hazırlık Kursunun Faydaları

Kurs öncesi oldukça gergin, sinirli ve tedirgin olan ben kursan sonra çok daha bilinçli sakin bir insan oluverdim. Çünkü doğumun bir anda başlayıp acilen hastaneye yetişilmesi gereken panikle yaşanan bir süreç olmadığını çok iyi öğrendim. Doğum saatler hatta günler öncesinden kendini belli sancılar ve işaretlerle belli eden bir sürecin sonunda gerçekleşiyor. Bu süreç içerisinde doğru zamanda hastaneye gitmek ve giderken mümkün olduğunca sakince bu süreci yaşamak en sağlıklısıymış. İşte bunun için doğru zamanda karar vermek ne olup bittiğine hakim olmak için bir çok bilgiyi bu kursta öğrendim.

Hastane Seçimi

İşte en zor kararlardan biri Hastane ve doğum için doktor seçimi. Etrafınızdaki insanların seçimlerini dikkate alıp doğru doktoru seçebileceğinizi düşünebilirsiniz. Ancak bu noktada gözardı ettiğiniz önemli bir şey varki insanların doğuma bakış açısı. Yani eğer bir yakınınız hastaneye “HASTA” olarak gidip karnındaki fazlalığı ameliyatla uyutularak aldırmaktan çok memnun kalıp size kendi doktorunu tavsiye etmiş olabilir. Ancak siz belkide doğuma insanoğlunun normal bir süreci olduğunu ve doğumun kadın daha doğrusu anne için en güzel anlardan biri olduğunu düşünebilirsiniz. İşte bakış açısı böyle olunac bu tavsiye sizi çok üzebilir. Bu konuya daha sonra devam edeceğim.

Hastane seçiminde illaki elinizdeki olanaklara, maddi, uzaklık, tavsiye vs. gibi seçeneklere bakarak bir seçim yapabilirsiniz. Ancak söylediğim gibi öncelikle sizin kafanıza yakın insanalrın tavsiyelerine kulak asın. Daha sonra ise yanında herşeyi konuşabileceğiniz rahat ve size güven veren sizi dinleyen söylediklerinizi dikkate alan kibar doktorları seçmenizi tavsiye ederim. Çünkü bu süreçte her defasında bu insalarla muhatap olacaksınız ve psikolojinizi doğrudan etkileyebiliyorlar. Bu anlamda da hiç bir zaman doktor değiştirmekten çekinmeyin çünkü son ana kadar mutsuz bir şekilde doğuma girmek insanın psikolojisini olumsuz etkiliyor.

Ticarethaneler

Bir hastaneden beklediğim güleryüz, hizmet ve profesyonellik. Belki bunları ne yazıkki para veripte satın alabiliyoruz yalan değil. Ancak bazı hastaneler ki ismini vermek istemiyorum, sizi hastane değil bir ticarethanede olduğunuzu hissettiriyor. Bir çok özel hastanede doğum paketi ücretleri ile karşılaşacaksınız. Ancak benim gittiğim hastanede tüm işlemler bittikten bebeğinizi kucağınıza aldıktan sonra sürpriz ücretlerle karşılaşabiliyorsunuz. Hatta daha çirkin olanı ise bu ücretleri Hasta Hesapları adı altındaki katta adeta bir ticarethane havasında ödedikten sonra siz daha odadan çıkmadan ödemeyi alan kişnin telefonla hemşireyi arayıp “X hastası ödeme yaptı çıkabilir” ifadesi ile yüzleşiyorsunuz. Yani insaf be kardeşim ben çıkayım ondan sonra ne yaparsan yap sanki ödeme yapmadan çıkamazsınız izin vermiyoruz vs gibi bir yaklaşım da nedir ! Ha sürpriz ücret diyordum, oda şudur; eğer bir üniversitede öğretim üyeliği yapmış bir doktor doğumunuzu yaptırıyor ise ilk başta sözü edilmeyen ancak en son bebişinizini alıp giderken sizden istenen “Öğretim üyesi farkı” adı altında 2.500 TL’lik bir ücret oluyor. Bunu neden yazıyorum tabiki sağlık herşeyin üzerindedir paranın bir değeri yoktur ancak yinede en başta bir seçim yapacaksanız bu tip detaylara dikkat ediniz.

Normal/Vajinal Doğum, Sezeryan 

İşte doğum sürecinin en önemli noktası, eğer bir bayan olarak ben zaten acı çekmek istemiyorum korkuyorum yada başka nedenlerim var ve sezeryan olmak istiyorum der kendinizi ameliyat masasına bırakırsanız sanırım bundan sonra yazacaklarımı okumasanızda olur. Ancak eğer sizde doğumun insanlığın en normal ve doğasında var olan bir süreç olduğunu düşünüyorsanız işte ozaman işiniz zor.

Ülkemizde doğumlar ne yazıkki genel olarak bizzat doktorlar ile anılan ve doğrudan doktorlarla yaptırılan bir ameliyattır. Bu ne demek mi? Doğumu tabiki doktor yapacak ne saçmalıyorsun der gibisin? Bakın doğum bir çok ülkede ebeler tarafından yaptırılıyor. Örneğin Deutche Welle alman kanalında Almanyada doğum ile ilgili kısa programları izleyebilirsiniz. Yurt dışında ebe aslında doğumu yaptırmak için gerekli eğitimi almış hatta sertifikalara sahip ehil kişilerden oluşuyor ve doğum esnasında doktor sadece ters giden bir durum olduğunda müdahale eden kişi rolünü oynuyor. İşte neyazıkki doğuma ülkemizde çok farklı bakılıyor ve siz nekadar normal yada doktor deyimiyle vajinal doğum istesenizde sizi genellikle çeşitli nedenlerle sezeryana hazırlıyorlar.

Peki bukadar normal doğum isteğide nedir? Ne gereği var derseniz, doğrusu bununla ilgili detayları ben burada yazmayacağım söylediğim gibi doğum öncesi hazırlık kursuna gittiğinizde yada araştırırsaniz sezeryan, epidural sezeryan, normal doğum arasındaki farkları öğreneceksiniz. Ayrıca normal bir doğum sonrasında insan doğasına uygun bir şekilde gelişen ve sonuçlanan bir doğumun daha farklı etkileri olduğunu düşünenlerden olabilirsiniz.

Unutmayın herşeyden önemlisi çocuğunuzun sağlığı ve sizin sağlığınız !

Doğuma Giderken

Kendi adıma şunu söyleyebilirimki doğum sürecinde eşinizin psikolojisinin değişimini genel olarak yaşayacaksınız, bu nedenler doğum sürecinde destek olmanız gereken kişiye daha toleranslı ve yardımcı olmalısınız. Eşinizin her zamanki insan olduğunu düşünüp onunla aynı diyaloglara yada tartışmalara vs kesinlikle girmeyin.

Doğum sancıları sıklaşıp artık hastane yolları görününce doğum öncesinde konuştuğunuz kişilerle doğuma mutlu, sakin bir şekilde yola çıkın. Gereksiz insanların çevrenizde olması yada doğuma saatler öncesinde ortalığı kalabalık ve endişeli insanlarda doldurmanıza hiç gerek yok daha yolun çok başındasınız ve işler planlanandan çok uzun sürebiliyor. Ben doğuma sadece eşim ve kayvalidem ile birlikte gittim hatta sadece ikimiz gittik desem daha doğru. Çünkü sancılar esnasında eşimin ne bir şeyi organize edecek nede cevap verecek bir hali oldu ve bu süreçte kursta öğrendiğim rahatlatma hareketleri vs nasıl davranmam gerektiğine dair bir çok şeyi uyguladım.

Herşeyden önemlisi herşeyi eşinize sormayın ve bildiğinizi sakin ve sessizce uygulayın !

Doğum Beklerken Sürprizler

Belki muhafazakar bir yapınız var ve eşinizi ilk günden beri bayan doktorlara götürdünüz. Ancak çok ilginç bir şekilde o gün hastaneye gittiğinzide nöbetçi doktor bir erkek olabiliyor ve size hiç bir şey sormadan eşinizin mahremini hiçe sayabiliyor ! Şimdi bu durumda belki diyeceksinizki sağlık herşeyden önemli, doğru önemli ancak bundan rahatsız olabilecek insalar için yinede ayrıntıları yazıyorum.

Doğumu beklerken ne yapmanız gerektiğine dair çok bilinçli hemşireler ile karşılaşmayabilirsiniz. Örneğin normal doğum için hazırlanmış ve beklerken nasıl ıkınmanızı yada neler yapmanızı söyleyen kimse bulamayabilirsiniz. Böyle bir durumda neredeyse tüm enerjinizi ne yazıkki çocuğu doğum yoluna yönlendirmek için değil sadece kendinizi bağırırken bulabilirsiniz. Çünkü gece geç saatte gittiğiniz hastanede doktoronuz olmayacaktır son dakikaya kadar bekleyecekler ve doğuma hazır olduğunuzda doktorunuz çağırılacaktır, en azından benim gittiğim özel hastanede böyleydi.

Normal doğum diye doktorunuzun başını yememeyi tavsiye ederim. Çünkü bu doğum esnasında çocuğunuzun ve sizin sağlığınızın, durum el verdiği ölçüde yapılabilecek bir işlem. Tabiki öyle doktorlar varki normal doğum yaptırmak için duruma göre uygulanabilen tekniklerle bundan vaz geçmeyerek son dakikaya kadar şansını zorluyor. Ancak kimi doktorlar varki sizi çocuğun çıkabileceği en zor posizyonda saatlerce ıkındırıp sonrada olmuyor diyip sezeryana alabiliyor aynen bizimde başımıza geldiği gibi.

O yüzden doktorunuza ilk günden sonuna kadar güvenmeli ve güvenmiyorsanızda kendinize güvenecek bir doktor bulmalısınız. Aksi halde doğum sonrasında “Ben senelerdir bu işi yapıyorum ilk gün ne dediysem şimdide o oldu” gibi ders vermeye kalkacak şekilde diyaloğa girebilecektir. O yüzden özetle doktorunuzun kaçtane ünlüye doğum yaptırdığı kesinlikle bir kriter değildir. Önemli olan sizin ve doktorunuzun arasında güven ve güzel bir diyalog olmasıdır.

Bebek Dostu Hastaneler

Bu ne havalı bir başlık değil mi 🙂 ? Ancak biliyorsunuz ülkemizde bir çok kural vardır ancak uygulanması konusunda hep bir esneklik vardır. Yani bazı hastaneler kendilerini bebek dostu hastane olduğunu söyleyebilirler aynen bizim gitmiş olduğumuz hastane gibi.

Örneğin,

  • Bebeklerin doğar doğmaz anne tenine temas etmesi,
  • Bebeklerin kordonunun baba tarafından kesilmesi,
  • Kordon kesilmesinin hemen değil biraz daha geç yapılması,
  • vs. vs.

nedenlerini buraya yazmadığım ancak baze sebeplerden dolayı talep edilen istekleriniz olabilir. Bunlardan en sık bilin ve talep edileni bebeğin anne tenine temas etmesidir. İşte bunun gibi bazı hastaneler kendilerine bir liste hazırlayıp biz bebek dostuyuz anne ve bebek sağlığı, hormonal dengesi, doğallığa olan saygımız vs gibi laflarla kendilerini pazarlamış olabilirler ancak doktorunuz bu kafada olmadığı sürece kesinlikle bu tip şeyler beklemeyin derim ! Hatta bazı doktorlar bu tip maddelerle dalga bile geçebilmektedir.

Son Söz

Doğrusu kendi adıma şunu söylemeliyimki bu süreç içerisinde çok şey bilmenin daha fazla zararını gördüm. Çünkü çok şey öğrenince bunları talep eder hale geliyorsunuz ancak karşınızda aynısını sağlayabilecek doktor yada hastaneler bulamadığınız için sinirleriniz bozuluyor. Bu nedenler belkide çok kafaya takmadan hastaneye hasta gibi gidip ameliyat olup çıkmak en kolayı olması şaşırtıcı değil..

 

Tüm anne ve babalara sağlıklı günler dilerim, dedim ya herşeyden önemlisi çocuğunuzun sağlığı öyle veya böyle çocuklar doğup büyüyor !

Kendinize iyi bakın..

F@tih Projesi; boşa yatırım, harcanacak paralar..

Eğitimin, eğitim vereceklerin kalitesi artırılmadan eğitim araçlarının kalitesini artırmanın hiç bir faydası olamaz!

 

F@tih projesi diye günlerdir medyaya yansıtılan projede gördüğüm kadarıyla eğitim için teknolojinin dibine vurulmak isteniyor. İlk aşamada düşününce ne mutlu diyor insan. Ama sonradan daha dikkatli bakınca geçmişte karşılaştığım olaylardan çıkan sonuçlarla bu işlerin başarısız olacağını kendimce öngörüyorum. Bakın! sınıfları teknoloji aletleri ile doldurup öğrencilere kolaylık sağlamak çok güzel bir fikir ama onları kullanabilecek teknoloji bilen eğitimli öğretmenler olduğu sürece! Bir ürüne para vermek kurmak projenin en basit kısmıdır. Önemli olan onun kullanımını sürekliliğini ve verimi artıracak şekilde kullanımını sağlamaktır. Hepimizin başına gelmiştir, üniversitede yada lisede bilgisayar sınıflarımız vardı. Kaçımız orada çok fazla şey öğrendik? Yada onları bize sunan öğretmeye çalışan kişiler bir network ağını yönetmek yada eğitim vermek konusunda ne kadar bilgiliydi? Hatırlıyorumki biraz bilgisayar bilgisi olan cin öğrenciler bütün networkü yani bir sınıfa zarar verecek şeylerden tutunda amacının dışında kullanımlara kadar herşeyi yapabiliyorlar. Yani önemli olan bu alt yapının yönetimini merkezi ve kontrolünün iyi yapılmasıdır. Umarım bu alt yapının kurulması sadece birilerinin ceplerinin doldurulması için değildir!!

Cahil insanın dini de okadar olur

O kadar sinirleniyorumki hadi kitap okumuyorsun ama eline alıp kuran’ın türkçesinidemi okumuyosun be kardeşim?! Ondan bundan mış mış diyen insanlardan duyduklarınla ne kadar dindar olunur anlamıyorum.

Üstelik birde şimdi dolandırıcı gibi hocalar çıktı. Elinde kuran şunu benzer şeyler söylüyor “..siz okumayın anlamazsınız.., bize kulak verin..” yani sözde bu adamlar senden daha akıllı ve kuran’ı okumuş, anlamış şimdi sana “okuma” sen bana inan, ben sana anlatıyorum diyor.

Kuran’ı okuyan onu anlayan insanlardan değil, bir kere bile kuran’ı okumamış ondan bundan duyduğu şeylerle kendini dindar sanan cahillerden korkuyorum.

Bu insanlar ne ülkemize nede dinimize hayır getirmeyecektir.